![]() |
Tüm ilginç ürün fırsatları için tıklayın ! |
![]() |
| ABECE Röportaj: Banu Can |
|
Röportajı Yapan: Şeref Kılıçlı Kaynak: Bursa Polis Haber
Dergisi İdealizm, hayatı sevmektir; mücadele etmektir; hayatın her anından ders çıkarmasını bilmektir. İdealizm, genç demektir. Sizlere idealist bir Türk Gencini tanıtacağım, Banu Can’ı tanıtacağım.O voleybolu tutkuyla seviyor ve yüreğiyle voleybola hizmet ediyor.Öyle ki, profesyonel voleybol oyunculuğuna adım attığı ilk yıllarda, bu sporu yaparken sakatlanmış; bir süre yürüyememiş; fakat vazgeçmemiş; antrenör, menajer olarak, Türk Voleyboluna hizmet etmeye devam etmiş.Avrupa Voleybol Konfederasyonu (CEV) Asbaşkanlığına seçilmesi onu tanıyanlar için sürpriz olmadı.Banu Can, 9 Eylül 2005 de kırk yedi ülkenin yirmi yedisinin oyunu alarak önce CEV’in yönetimine girdi, sonra da Asbaşkanlığa seçildi, voleybolumuz için tarihi bir başarıya imza attı.Dilerseniz, bundan sonrasını Banu Can anlatsın.
-CEV Asbaşkanı olduğun için, Bayan Genç Milli Voleybol Takımı’nın Menajerliğini bırakmak zorunda kalıyorsun. Buna alışmak kolay olacak mı, neler hissediyorsun? Benim için herhalde CEV Asbaşkanı olmanın en zor kısmı burası olacak, çünkü dört yıldır genç milli takımla beraber çalışıyorum, genç ve yıldız takımla. Voleybolda menajerliğe onlarla başladım diyebilirim. İsim olarak belki evrak üzerinde adım geçmeyecek ama, ben her zaman onlarla beraberim, yine destekçileri, ablaları ve menajerleri olarak yanlarında olacağım. -2003 yılında, Ankara’da yapılan Bayanlar Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda, Milli Takımımızın ikinci olmasından sonra Türk Gençliği’nin voleybola olan ilgisi arttı.Bu ilgiyi nasıl değerlendiriyorsun, daha da artması için neler yapılabilir? 2003 yılındaki başarıdan sonra, özellikle bayanlarda olmak üzere, on-oniki yaş arası çocukların yüzde sekseninde, voleybola olan ilgi arttı. Bunların bir çoğuda kız çocukları.Yaz okullarında, kış okullarında, hafta sonu spor okullarında; çocukların voleybola olan ilgileri ve voleybol sahalarında aileleriyle beraber verdikleri görüntüler hepimizin çok hoşuna gidiyor. Voleybola olan ilginin daha da artması için, voleybolun medyada daha çok yer alması gerekiyor. Bunun içinde art arda daha değişik başarıların gelmesi gerekiyor.2008 olimpiyatları için, Türkiye’de oynanacak olan ve CEV’den de sözünü aldığımız elemeler burada olursa, yani olimpiyatların bir ayağı olan Avrupa Şampiyonaları Türkiye’de yapılırsa, tabi ki bir de bu şampiyonalarda başarılı neticeler alınırsa, gençler için daha çok bir motive kaynağı olacak. Sonuçta kendileri ileride olabilecek hedefleri görüp, bu hedefler için daha çok antreman yapmak isteyecekler veya daha çok voleybol sporunu tercih edecekler.
-1999 yılında Vakıfbank’ta oynarken geçirdiğin talihsiz sakatlıktan sonra, voleybol oyunculuğunu çok erken yaşta bırakmak zorunda kaldın, o dönemi biraz anlatır mısın, neler yaşadın? Benim için çok kötü geçen bir dönemdi, çünkü daha yeni yeni profesyonelliğe adım atmıştım. Genç yıldız takım yaşım dolmuş ve birinci ligde yeni oynamaya başlamıştım. Voleybolun en zevkli kısmıydı orası ve o dönemde sakatlanıp bırakmak zorunda kaldım. Tabi ki çok kırıcı, çok üzücü, psikolojik olarak da çok yıkıldığım bir dönemdi. Sonuçta tekrar voleybol oynayamayacaktım, voleybolda benim hayatımın o zamana kar ki en büyük parçası olduğu için, o dönemi atlatmam biraz zor oldu. Allah’a şükür şimdi sağlıklı bir şekilde hayatıma devam edebiliyorum. Bunun içinde aslında ilk başlarda istememe rağmen gene kopamadığım voleybola geri döndüm, artık yönetici olarak voleybol çalışmalarına devam ediyorum. -“Kaldığın yerden devam edemiyorsan, en baştan başla” derler. Sence hangisi daha zordu, voleybol oyunculuğuna veda etmek mi, yoksa voleybol takımı menajerliğine başlamak mı? Tekrar voleybol oynamam ameliyattan sonra çok zordu, doktorlar buna müsaade etmediler. Yeni baştan voleybol oyunculuğuna başlamam imkansızdı. Onun için voleybol antrenörlüğüne ve menajerliğine başladım. Spor okullarında çalıştım ve menajerlikte ki ilk adımımı da, İnterfarma Spor Klubünün voleybol menajeri olarak attım. Menajerlik aslında benim lider karakterimde olan birşey olduğu için hoşuma gidiyor, yani organizasyon yapmak grubu yönlendirmek, grubun doğru karar vermesinde etkili olmak hoşuma gidiyor. Onun için oyunculuk zordu ama menajerlik daha kolay oldu belki de. -Profesyonel sporcu olunmasa, sporcu karakterine sahip olmak üstün bir erdem olarak görülür. Sence sporcu karakteri nasıl olmalıdır? Öncelikle, bir sporcudan beklenen en büyük özellik; onun sabırlı olması, sakin olması ve karar verme yeteneğinin güçlü olmasıdır. Tabi bunların dışında işin ahlaki boyutu ve insani boyutları da var.Bir gencin, bir çocuğun, bir spora başlayıp o spor içerisinde devamlı yer edinebilmesi için; çok sabırlı olması, çok çalışkan olması ve azimli olması gerekir.Çalışacak, sabredecek ve azmedecek.Bu üçü olmadığı sürece sporcu çok kolay yetişmez.Onun dışında belli bir seviyeye geldikten sonra, işin profesyonellik kısmında, kendi içinde yaşadığı duygusal olayları sahaya yansıtmayacak.Nasıl ki bir tiyatrocu en kötü gününde, sahneye çıkıp komedi oynayabiliyorsa; bir sporcuda en kötü zamanda sahaya çıkıp elinden gelen en iyi performansı göstermek zorunda.Bence, profesyonellik budur.
-Türk Sporuna hizmet eden, sporcularımız, antrenörlerimiz, yöneticilerimiz dışında bir de stadyumlarda, spor salonlarında güvenliğimizi sağlayan polislerimiz var. Onların Türk sporuna olan bu katkısını nasıl değerlendiriyorsun, onlara vermek istediğin bir mesaj var mı? Tabi ki polislerimiz gerek spor salonlarında gerek dışarıda ki normal hayatımızda, her zaman huzur içerisinde sokaklarda rahat yürümemizi, rahat hareket etmemizi sağlıyorlar. Kendimi Türk Polisine emanet ettiğim için daha huzurlu ve daha rahat geziyorum. Spor salonlarında belki daha az görülüyor ama özellikle stadyumlarda futbol maçlarında gördüğümüz şiddet olaylarını bir futbol seyircisi olarak bende kınıyorum. Polisimizin buradaki görevini, olaylara yaklaşımını ve bakış açısını çok güzel değerlendiriyorum. Sonuçta bende bir bayan olarak, futbol maçına gittiğim zaman, eğer sağımda solumda gördüğüm bir polis memuru yoksa çoğu zaman tedirgin oluyorum, çünkü ne zaman bir üniformalı bir polis görse insanın içi rahat ediyor.
-CEV Asbaşkanlığından sonraki hedeflerin nelerdir, Türk Voleyboluna çok uzun yıllar hizmet etmeyi düşünüyor musun? CEV Asbaşkanlığı zaten dört yıl için verilmiş bir görev, yani 2009’a kadar bu görevde kalacağım ve 2009’a kadar Avrupa Voleyboluna hizmet vereceğim. Bununla beraber Türk Voleybolu içinde elimden geleni öncelikle Türkiye’de ve daha sonra Avrupa’da yapmaya çalışacağım. Türk Voleybolu için belki ileride, Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanlığına aday olabilirim, neden olmasın.
serefkilicli@gmail.com Not: ABECE Web Hizmetlerinde yayınlanan röportajların sorumluluğu yazara aittir! |
![]() Tüm Haberler için tıklayınız ![]() |
Tüm ahşap oyma fırsatları için tıklayın !
|
Copyright © ABECE Web Hizmetleri: http://www.abecem.net |